Makaleler

ULUSLARARASI KARA PARANIN AKLANMASI VE TÜRKİYE'DE ALINACAK TEDBİRLER

Son zamanlarda, tüm dünyada, yasa dışı ticaret, silah, uyuşturucu, tarihi eser kaçakçılığı, yolsuzluk, rüşvet gibi haksız kazanç teşkil eden suçlar ile terör faaliyetlerindeki artışlara bağlı olarak, bu suçlardan elde edilen paraların aklanması faaliyetlerinde de, paranın sirkülasyonunu temin etmek amacıyla, kaçınılmaz şekilde önemli artışlar görülmüştür.


Kara para aklama faaliyetleri ile küresel olarak mücadele edebilmek için, hükümet temsilcileri ve uluslararası teşekküllerin Brüksel'de yapmış oldukları toplantı neticesinde, 09.06.1995 tarihinde, Egmond Grubu kurulmuştur. Egmond Grubu,

"paranın aklanmasının ve terör faaliyetlerinin mali açıdan desteklenmesini önlemek amacıyla,
(i) suç unsuru taşıyan şüpheli kazançlar ile potansiyel terör finansman kaynakları ile ilgili, veya
(ii) ulusal mevzuatın veya yönetmeliklerin gereksinimleri çerçevesinde,
Egmond tarafından 1996 yılında onaylanmış resmi tarife göre, mali bilgileri temin etmek (ve imkan dahilinde talep etmek), incelemek ve yetkili makamlara sunmaktan sorumlu münferit merkezi ulusal teşekkül olarak faaliyet gösteren mali istihbarat birimlerinden(FIU) oluşmaktadır. Halihazırda, Egmond Grubu'na üye olan ülkelerin sayısı, Haziran 1998 tarihinde Türkiye'nin katılımıyla 101'e ulaşmıştır.

Daha sonra, Türkiye'de "Kara Para Aklanmasının Önlenmesi" ile ilgili olarak, 4208 Kodu altında bir FIU teşekkülü olarak MASAK (Mali Suçlar Araştırma Kurulu) kurulmuştur. Aynı kanunun 3.maddesi uyarınca MASAK'a önemli yetkiler ve görevler verilmiştir.

Ancak, bu kanunun birçok maddesi, 189.10.2006 tarih ve 26323 sayılı resmi gazetede yayınlanan "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi" ile ilgili 11.10.2006 tarih ve 5549 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmış ve MASAK'a verilen yetki ve görevlerin kapsamı 5549 sayılı Kanunun 19.Maddesinde yeniden düzenlenmiştir.
Söz konusu 5549 sayılı Kanun ile finans hizmeti sağlayan bankalar ve kuruluşlar başta olmak üzere, aynı Kanununun 3, 4, 6, 7, 8 maddeleri uyarınca mükellef teşekküllere bazı yükümlülükler getirilmiştir.

Bu yükümlülükler
• Müşteri Kimliğinin belirlenmesi, Madde 3
• Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığına şüpheli işlemlerin bildirilmesi, Madde 4
• Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığına periyodik raporların gönderilmesi, Madde 6
• Mali Suçlar Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından talep edilen her türlü bilgi ve belgenin tedarik edilmesi, Madde 7
• Mali kayıtların tutulması ve sunulması, Madde 8

Burada önemle belirtilmesi gereken diğer bir husus ise, aynı Kanunun 13. Maddesine göre, 3, 6 ve 4/1 sayılı maddelerde belirtilen yükümlülüklerin ihlali idari para cezasına tabidir, ve eğer mükellef bir banka veya finans kurumu, faktoring veya finansal kiralama şirketi gibi bir teşekkül ise, o zaman öngörülen para cezasının iki katı uygulanacaktır..
Ayrıca, 4/2, 7 8 maddelerinde bahsedilen yükümlülüklerin ihlali halinde, ihlali yapan şahıs 13 yıl arasında hapis cezasının yanı sıra 5000 gün adli para cezasına çarptırılacaktır. Mükellefin tüzel kişi olması halinde, bunun için özel tedbirler tespit edilecektir.

Buna ilaveten, 2 Temmuz 1997 tarih ve 23037 sayılı Remi Gazetede yayınlanan, "Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesi" hakkındaki 4208 sayılını Kanunun Uygulanması ile ilgili Yönetmelik, "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi" hakkındaki 11.10.2006 tarih 5549 sayılı Kanunda yer alan Müşteri Kimliğinin Belirlenmesi, Bilgi Temini, Şüpheli İşlemlerin Bildirilmesi gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesi hususunda halen geçerliliğini korumaktadır.

Yukarıda bahsedilen Kanunlar ve Yönetmelikler Türkiye'de para aklama faaliyetleri ile mücadele etmek üzere düzenlenmiştir. Avrupa Birliği ülkelerine gelince, para aklama ve terörün mali açıdan desteklenmesi amacıyla finansal sistemlerin kullanılmasının Önlenmesi konusunda Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin en son yayınlamış olduğu 2005/60/EC Direktifinden bahsetmek isteriz. Söz konusu Direktifte, başta bankalar ve finans kuruluşları olmak üzere, tüm kapsam içi teşekküllerin müşteriler ile ilişkilerde, Direktifin 7. maddesi uyarınca,

• bir ticari ilişki kurarken
• 15.000 Euro veya üzerinde bir meblağ ile ilgili işlem yaparken, bu işlemin kaç defada gerçekleştirildiği ve birbiri ile bağlantılı olup olmadığı,
• sapmalar (derogasyonlar) , muafiyetler veya alt sınırlar dikkate alınmaksızın, herhangi bir şüpheli para aklama veya terör finansman faaliyeti tespit edildiğinde,
• evvelce sağlanan müşteri kimlik bilgilerinin doğruluğu veya tamlığı hususunda şüpheye düşüldüğünde, gerekli dikkat ve özeni göstermekle yükümlü olduğu açık bir şekilde ifade edilmektedir.

Finansman veya bankacılık işlemlerinin başlangıç safhasında bu temel tedbirlerin alınmasını bankalar ve finans kuruluşları dahil, diğer teşekküller üzerinden yürütülen kara para aklama faaliyetlerini önleyebileceği inancındayız. Örneğin, müşterinin herhangi bir banka işlemi yapmak üzere müracaat ettiği sırada durum dikkatlice ve özenle araştırılmış ve işlemin pek çok şüpheli yanı olduğu ortaya çıkmıştır.. Bu sıklıkla rastlanan bir olaydır.

Diğer taraftan, kara para aklama faaliyetleri ile mücadele kapsamında, Türkiye birçok uluslararası anlaşmada taraf olmuştur. Şöyle ki;

"Narkotik İlaçlar ve Psikotropik Maddelerin Yasadışı Ticaretine Karşı Sözleşme, Viyana Kongresi", " Milletler-üstü Organize Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Palermo Kongresi", Suç
gelirlerinin Aklanması, Araştırılması ve Müsaderesi Sözleşmesi, Strasbourg Kongresi".

Yukarıda bahsedilen tüm bu sözleşmelerin ortak amacı, suç unsuru taşıyan faaliyetler sonucunda elde edilen paranın acilen araştırılması, zaptı ve müsaderesidir. Dolayısıyla, uluslararası kara para aklama faaliyetlerine karşı en etkin tedbirleri alabilmek amacıyla bu Sözleşmelerde taraf olan ülkelerin adli ve idari mercilerine şüphelilerin tespitine yönelik geniş yetkiler sağlanmıştır.

Öngörülen acil tedbirler ve araştırmalara örnek olarak, Strasbourg Sözleşmesinin "Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması ve Müsaderesi" hakkındaki 24. Maddesini gösterebiliriz. Bu madde hükmüne göre;

"Acil bir durum söz konusu olduğunda, başta savcılar olmak üzere, bilgi talebinde bulunan Tarafın adli makamları direkt olarak talepte bulunulan Tarafın yetkili mercileri ile irtibata geçerek bilgi ve doküman isteğinde bulunabilir". Böyle bir durumda, istemin bir kopyası talepte bulunan Tarafın yetkili merkez teşkilatı vasıtasıyla talepte bulunulan Tarafın yetkili merkez teşkilatına iletilecektir."
Ancak, uygulamada, adli merciler yetkilerini kullanırken Adalet Bakanlığı, Devletler Hukuku ve Dış İşler Daire Başkanlığının 01/01/2006 tarih ve 69 sayılı sirkülerinde (Sirküler) yer alan, suçlar ile ilgili meselelerde Uluslararası İşbirliği esaslarını düzenleyen bazı yöntemsel kurallara tabi olmak zorundadır.

Bu sirküler, paranın zaptı ve müsaderesi, hüküm giymiş şahısların iadesi, yurt dışı hizmetlerin sağlanması konularında adli yardım taleplerinin yanı sıra adli merciler arasındaki işbirliği ile ilgili çeşitli hususları düzenler ve adli yardım taleplerinin Adalet Bakanlığı vasıtasıyla icra edilmesini öngörür.

Bu yönetmelik ülkeler arasında ortaya çıkabilecek yöntemsel farklılıkları gidermek ve Türkiye'den dışarı gönderilecek veya dışarıdan Türkiye'ye gelecek adli dokümanlar üzerinde Adalet Bakanlığının kontrolünü sağlamak açısından çok faydalı olmasına rağmen, paranın acilen müsaderesi gerekliliği göz önünde tutulduğunda, kara para aklama eylemlerine karşı mücadelede zorluk yaratmaktadır.
Oysa anladığımız kadarıyla, Adalet Bakanlığı Türkiye'de suç unsuru teşkil eden faaliyetler sonucu elde edilen paranın müsaderesine büyük önem vermektedir. Bu kapsamda, Adalet Bakanlığı, Suçlar Daire Başkanlığı tarafından yayınlanan 01/01/2006 tarih ve 6 sayılı Sirkülerde, Cumhuriyet Savcılığının, kara para aklama ve terör eylemleri için mali destek sağlama yönünde suç unsuru taşıyan şüpheli eylemler tespit etmesi halinde, Sulh ve Ceza Mahkemeleri aracılığı ile acil müsadere kararı alınması hususunda gerekli özeni göstermeleri öngörülmektedir. Aynı sirkülere göre, bu husustaki herhangi bir gecikmenin zarara sebebiyet verebileceğine dair bir kanaat oluşması halinde, bu karar Cumhuriyet Savcısı tarafından da verilebilir.

Dolayısıyla, Türk Adli Mercilerine, yukarıda bahsedilen Sözleşmelerin kendilerine tevcih ettiği yetkileri kullanırken ışık tutmak amacıyla, Türkiye'nin taraf olduğu önemli ve kapsamlı Uluslararası Sözleşmelere ek olarak bir yönetmelik düzenlenmesi kesinlikle şarttır.

Türkiye'nin kara para aklama veya teröre mali destek sağlama yönünde bir suçun işlendiğine dair kuvvetli bir şüphenin vasıl olduğu durumlarda, "Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi" Hakkındaki 11.10.2006 tarih ve 5549 sayılı Kanunun 17 Maddesine istinaden,

"(1) Kara para aklama veya teröre mali destek sağlama yönünde bir suçun işlendiğine dair kuvvetli bir şüphenin vasıl olduğu durumlarda, 5271 Sayılı Ceza Muhakeme Usulü Kanununun 128. maddesine göre, aktif değerler müsadere edilebilir.

(2) Uygunsuzluk teşkil edecek herhangi bir gecikmenin söz konusu olması halinde, Cumhuriyet Savcısı da müsadere kararı alabilir. Herhangi bir adli karar olmaksızın uygulanan müsadere, en geç yirmi dört saat zarfında nöbetçi hakimin onayına sunulur. Hakim onayına sunulan hususu en geç yirmi dört saat içersinde onaylamak veya reddetmek durumundadır. Hakimin onay vermediği Cumhuriyet Savcısı kararı geçersiz addolunur."

suç gelirlerinin zaptına veya müsaderesine izin veren ve güncelleştirilmiş Yasalar ile kara paranın aklanmasına karşı mücadele eden bir ülke olduğu ve bu yönde pek çok Sözleşme imzalayarak yürürlüğe koyduğu dikkate alındığında, Türkiye dışına transfer edilmiş suç gelirlerinin sadece Türkiye'de değil aynı zamanda dış ülkelerde de müsaderesini hızlandıracak bir yönetmeliğin Türkiye'de çıkartılmasını ümit etmek yerinde olacaktır.

İLETİŞİM
Av.Nilgün YAMANER
Ortak
“Hukuk karmaşık bir konudur. Eğer görmezden gelirsen bu büyük bir soruna neden olabilir.”